Türkçe Anlamı ve Tefsiri

TÜRKÇE ANLAMI

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.

 Andolsun kuşluk vaktine. ve dindiği zaman o geceye ki, Rabbin sana veda etmedi ve darılmadı! Ve kesinlikle senin için sonu önünden (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır. ileride Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın! O, seni bir yetim iken barındırmadı mı? Seni, yol bilmez iken (doğru) yola koymadı mı? Seni bir yoksul iken zengin etmedi mi? Öyle ise, sakın yetime kahretme (onu horlama)! El açıp isteyeni de azarlama! Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat!

TEFSİRİ

1. وَالضُّحٰىۙ Kuşluk yani gündüzün başlangıcında güneşin yükselme vaktine yahut geceye kar­şılık olduğu için gündüzün tamamına yemin olsun.

2.  وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ  Ve çöktüğü yani karanlığıyla her yeri örttüğü; kapladığı yahut sükûna erdiği zaman geceye yemin olsun.

Allâh Azze ve Celle, sûreye kuşluk ve gece vaktine yemin ederek başlamaktadır. O’nun yemin etmesi, haber verdiği şeylerdeki önemi ve te’kidi ifâde etmek; îmân ve güveni temin etmek içindir.

Allâh Azze ve Celle’nin burada olduğu gibi yarattığı çeşitli şeylere yemin etmesi, yemin edilen şeylerin önemini ve bunlara dikkat ve tefekkür edilmesi gereğini ifâde etmektedir.

Kulların yemini ise ancak kendilerini yaratan, yaşatan ve yöneten zat üzerine olur ki, o da Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dır. O’ndan başka bir şey için; ata, vatan, onur, şeref, namus… üzerine yemin etmek haramdır. Kâbe, mushaf ve peygamber üzerine yemin etmek de aynı hükümdedir.

Abdullâh İbn Ömer radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

“Kim Allâh’tan başkası adına yemin ederse kâfir veya müşrik olmuş olur.”  [(SAHÎH HADÎS:) Ebû Dâvûd (3251); Tirmizî (1535)…]

Allâh Azze ve Celle’den başka bir şey üzerine yemîn etmek, ona tazim göstermek olduğundan Allâh’tan başkası adına yemîn etmek câiz değildir. Nitekim hadisi şerifte Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, Allâh’tan başkası adına yemîn etmeyi -kişiyi dinden çıkarmayan- küfür yahut şirk saymıştır. Çünkü sözle de olsa, Allâh’tan başkası adına yemîn etmek, tazimde Allâh’tan başkasını, Allâh’a denk tutmaktır.

3. مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ  Ey Muhammed! Rabbin seni seçtiğinden beri hiç bırakmadı; terk etmedi, sana darılmadı; seni sevdi seveli kızmadı da.

Bu âyet, sûrenin başındaki yeminin cevâbıdır. Bu da: Kuşluk vaktine ve geceye yemin olsun ki, Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı, demektir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyetinde Nebîsi Muhammed aleyhisselâm’ı asla terk etmediğini; darılmadığını ve bunun hiçbir zaman mümkün olmayacağını bildirmektedir. Zîrâ Muhammed aleyhisselâm Allâh’u Teâlâ’nın seçilmiş elçisi ve habîbidir. Âlemlere üstün kıldığı en şerefli rasûlüdür. Nübüvvetinden kıyâmete kadar tüm insânlara ve cinlere rahmet olarak gönderdiği son peygamberdir. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır:

“Biz, seni ancak bütün insânlara mübeşşir (müjdeleyici) ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik. Fakat insânların çoğu bilmezler.” (Sebe: 34/28)

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allâh’ın Rasûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allâh, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzâb: 33/40)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Muhammed aleyhisselâm’ı hayatı boyunca desteklemiş ve onu hiç yalnız bırakmamıştır. İslâm’ı tebliğ ederken onu korumuş ve ona yardımcılar olarak Ebû Bekr’i, Ömer’i, Osman’ı Alî’yi ve diğer sahâbeleri -Allâh hepsinden razı olsun- vermiştir. İslâm düşmanlarının hakkından gelmek için savaş meydanlarında bulunan Muhammed aleyhisselâm’ı başlarında Cebrâil aleyhisselâm’ın bulunduğu melekler ordusu ile takviye etmiştir. Kur’ân, miraç ve ayın yarılması gibi daha birçok mucize ile desteklemiştir…

4.  وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْاُو۫لٰىۜ   Ve şüphesiz son olan yani âhiret, ikrâm olunan nimetler ve verilecek dereceler sebebiyle senin için hayırlıdır ilkten yani dünyâdan.

5.  وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ Ve elbette Rabbin sana yakında yani âhiret hayatında hayırlar ve yüksek dereceler verecek; sen de verilenlerle razı; hoşnut olacaksın.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyetinde Rasûlü Muhammed aleyhisselâm için son olanın yani âhiretin evvel olandan yani dünyâdan hayırlı olduğunu ve âhirette kendisine birçok nimetler, hayırlar ve yüksek dereceler vereceğini beyân etmektedir.

Âhiret hayatı, dünyâ hayatından hiç şüphesiz hayırlıdır. Çünkü cennete en son girecek Müslüman için dahi dünyâ hayatı ve zenginlikleri ahirette verilecek olan nimetlere karşılık hiçbir değer ifâde etmez. Hal böyle olunca, kendisine makâm-ı mahmud verilecek olan Muhammed aleyhisselâm’ın âhiretteki durumu nasıl olur? Elbette ki ona verilecek olan makam ve nimetler, diğer kullara verilecek olan makam ve nimetlerden kat-kat üstün olacaktır.

Muhammed aleyhisselâm’a şefaat-i uzma yani en büyük şefaat verilecektir. Bu şefaat hesâbın başlaması için tüm beşeriyet için yapılacak olan şefaattir. Şefaat-i uzma yanında diğer şefaat çeşitleri de ona tam olarak verilecektir. Makâm-ı mahmud yine ona nasip olacaktır. Bu makam övülmüş olan çok yüksek bir makamdır. O, diğer peygamberlerin içinde ümmeti en çok olacak olanıdır. O, sıratı geçen ilk kimse olacaktır. Ona, kevser havuzu verilecektir. O havuz ki, ondan bir içine artık susuzluk çekmeyecektir… Bu saydıklarım ona verilecek olan nimetlerin ve derecelerin sadece bir kaçıdır.

6.  اَلَمْ يَجِدْكَ يَت۪يمًا فَاٰوٰىۖ Seni babanı kaybetmen sebebiyle yetim yani babasız bulup da yakınlarının himayesine vererek barındırmadı mı?

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyetinde Rasûlü Muhammed aleyhisselâm’ın yetim olduğunu ve bu sebeble yakınlarına onu himaye ettirdiğini haber vermektedir. Zîrâ Muhammed aleyhisselâm henüz daha anne karnında iken veya doğumundan sonra babasını kaybetmişti. Altı yaşında iken de annesi Âmine binti Vehb’i kaybetti. Sonra o, sekiz yaşında iken ölünceye kadar dedesi Abdulmuttalib’in himayesinde idi. Daha sonra ise Muhammed aleyhisselâm’ı amcası Ebû Tâlib, kendisi ölünceye kadar himaye etti.

Ebû Tâlib Muhammed aleyhisselâm’ın nübüvvet dönemine yetişmiş fakat Muhammed aleyhisselâm’ın çok istemesine rağmen Müslüman olmadan ölmüştür. Bu da göstermektedir ki, hidâyet beşerden değil, beşerin sâhibi ve hâlıkı Allâh’tandır.

“(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen, sevdiğini hidâyete erdiremezsin; ancak Allâh, dilediğini hidâyete erdirir. O, hidâyete erecek olanları daha iyi bilendir.” (Kasas: 28/56)

7.  وَوَجَدَكَ ضَٓالًّا فَهَدٰىۖ  Ve seni şaşırmış yani Allâh’ın hükümlerinden habersiz bir halde bulup da, doğru yola; şu an yürüdüğün şeriata iletmedi mi?

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyetinde Muhammed aleyhisselâm’ı şaşırmış bir halde iken, onu, dosdoğru yoluna ilettiğini ifâde etmektedir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Muhammed aleyhisselâm’ı destekleyerek onu şaşkınlık halinden nübüvvete ulaştırmıştır. Ona Kur’ân-ı Kerîm’i vahyetmiş, İslâm şeriatını öğretmiş ve indirdiği kanunlarla hükmetmesini emretmiştir.

Bununla birlikte Muhammed aleyhisselâm, nübüvvetten önce de Allâh’a şirk koşanlardan asla olmamıştır. Nitekim Allâh Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

“Arkadaşınız asla sapmadı, batıla da yönelmedi.”  (Necm: 53/2)

Muhammed aleyhisselâm, putlardan, putlar adına yapılanlardan ve onlar için kesilenlerden uzak durmuş ve onlardan nefret etmiştir. O, ne nübüvvetten önce ne de sonra içki içmemiş, zînâ etmemiş ve asla yalan söylememiştir. Kavmi onu nübüvvetten önce dahi “el-Emin/güvenilir kimse” olarak isimlendirmiştir.

8.  وَوَجَدَكَ عَٓائِلًا فَاَغْنٰىۜ  Seni fakir; yoksul olarak yahut ihtiyaç halinde bulup da maddî kazanımlarla yahut verilen rızıklarla razı ederek zengin etmedi mi?

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyetinde Muhammed aleyhisselâm’ı fakir bir halde iken çeşitli vesilelerle zengin kıldığını ifâde etmektedir. Nitekim Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Muhammed aleyhisselâm’ı nübüvvetten önce Hatice radîyallâhu anhâ ile evlendirerek zengin kılmıştır. Zira Hatice radîyallâhu anhâ çok zengin bir hanım olup, nübüvvetin onuncu yılında vefât edinceye kadar Muhammed aleyhisselâm’ı gücü yettiğince desteklemiştir. Sonrasında ise kıtal emri ile ganimet kendisine helal kılınmıştır…

Bunlarla birlikte Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Zenginlik mal çokluğundan ibâret değildir. (Hakîkî) Zenginlik, gönül zenginliğidir.”  [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (6446); Tirmizî (1051)…]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, asıl zenginliğin gönül ve kanaat zenginliği olduğunu ifâde ederek Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın verdiklerine razı olmayı en büyük zenginlik olarak açıklamıştır.

9. فَاَمَّا الْيَت۪يمَ فَلَا تَقْهَرْۜ Öyleyse, malını alarak yahut hor görerek sakın yetimi ezme!

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyetinde Muhammed aleyhisselâm’ı ve ümmetini uyarmakta, yetimlerin himaye edilmesini ve haklarının korunmasını beyân etmektedir. Başkasının malını ve hakkını gasb etmek haramdır. Yetimlerinin malını ve hakkını gasb etmek ise bundan daha şiddetlidir. Çünkü yetim, hamisiz ve savunmasız kalmıştır. Allâh Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

“Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.” (Nisâ: 4/2)

“Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını (olgunlaştıklarını) görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) Kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dînin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesâb görücü olarak Allâh yeter.” (Nisâ: 4/6)

İfâde edildiği üzere yetimlere uygulanacak fıkıh, onların hoş tutulmaları, haklarının koruma altına alınması varsa mallarının kendileri başlarına geçinceye kadar muhafaza edilmesidir.

10.  وَاَمَّا السَّٓائِلَ فَلَا تَنْهَرْۜ  Ve sakın ihtiyacından dolayı senden isteyeni azarlama, ya istediğini ver yahut aşağılamadan yumuşaklıkla geri cevir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyetinde Muhammed aleyhisselâm’ı ve ümmetini uyarmakta, ihtiyacından dolayı isteyeni azarlamayı yasaklamaktadır.

Kişinin dilenmesi; başkalarından bir şeyler istemesi ancak gerçekten ihtiyaç sahibi olduğunda ve ihtiyaçlarını karşılayamadığında caiz olur. Böyle bir Müslümana yardım etmek, imkânlar nispetinde övülen bir iştir. Zira darda kalmış bir Müslümana yardım etmek, onun ihtiyacını görerek sıkıntısını gidermek, kıyâmet gününde kişiye çok büyük bir ecir olarak geri dönecektir. Nitekim Sâlim’in babasından rivayet ettiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zâlime) teslim etmez. Kim, Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allâh da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeble Allâh da onu kıyâmet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslümanın bir kusurunu örterse, Allâh da kıyâmet günü onun  kusurunu örter.” [Buhârî (2442); Müslim (2580)…]

Bununla birlikte ihtiyaç sâhibi olmayan kimselere dilenmek haramdır. Nitekim Ebu Bişr Kabisa bin Muharik radîyallâhu anh şöyle demiştir:

“Arabuluculuk görevi yüklendim (de ağır borç altına girdim ve) ve bu yüzden Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e müracaat ettim. O da bana: ‘Biraz bekle sadaka malı gelsin de ondan sana verilmesini emrederiz,’ dedi ve şöyle devam etti: ‘Ey Kabisa! Dilenmek, istemek yalnızca üç kimse için helaldir. (1) Arabuluculuk (kan davası için diyet veya büyük bir meblağ için kefil) borcu altına giren kimse; o borcu ödeyinceye kadar istemesi helaldir, sonra dilenmekten vazgeçer. (2) Bütün mal varlığını yok eden (iflas, deprem, yangın vs.) bir felakete uğramış kimse; geçimini yoluna koyacak kadar istemesi helaldir, sonra dilenmeyi bırakır. (3) Son derece fakirliğe düşüp de kendisini tanıyanlardan en az aklı başında üç kişinin ‘çok fakir düştü’ denecek hale gelen kimse; geçimini temin edecek kadar isteyip dilenmesi helaldir. Ey Kabisa bu hallerin dışında dilenmek haramdır. Dilenen haram yemiş olur.” [(SAHÎH HADÎS:)  Müslim (1044); Ebû Dâvûd (1640)…]

Dilenmesi haram olan kimselere -bilindiği takdirde- bir şeyler vermek de caiz değildir.

11.  وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ Rabbinin sana verdiği nübüvvet, Kur’ân ve zenginlik gibi senin üzerindeki nimetine gelince; işte onu anlat; haber ver.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bu âyetinde Muhammed aleyhisselâm’dan kendisine verdiği nimetleri anlatmasını istemektedir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Muhammed aleyhisselâm’a birçok nimetler vermiştir. Bunlardan bazıları bu sûrede, yetim iken himaye edilmesi, şaşırmış iken doğru yola iletilmesi, fâkir iken zengin kılınması şeklinde ifâde olunmuştur. Zikredilenlerden başka kendisine Kur’ân, şefaat, habiblik, son rasûl ve nebi olmak gibi daha birçok nimet verilmiştir. Bu nimetleri anlatması ve bunlardan dolayı da Rabbimize şükretmesi kendisinden istenmektedir. Muhammed aleyhisselâm’ın izini takip edecek olanlarında, Rabbimiz Allah Azze ve Celle’ye verdiği nimetlerinden dolayı şükretmesi ve gereken yerlerde bunları anlatması gerekir.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.